
işte bu yüzden…

Merhaba Aziz Dostlar,
Yaklaşık 6-7 aydır Windows 7 RC (Kararlı Sürüm)yi bilgisayarıma ikincil işletim sistemi olarak kurdum ve hala kullanıyorum.
Bilgisayar konusunda çok bilgili olmadığım halde, kendimi bilinçli bir kullanıcı kabul etmeme yetecek kadar bilgisayar bilgim olduğuna inanıyorum.
Windows7 RC sürümünü www.microsoft.com adresinden bulup indirebilir ve haziran 2010 a kadar ücretsiz olarak deneyimleyebilirsiniz. Bunun için “Microsoft Partner Program” a üye olmalı ve windows 7 için etkinleştirme şifresi almalısınız.
Gelelim Windows7 nin özelliklerine.
Öncelikle bu yeni işletim sisteminin daha eski Windows işletim sistemleri yanında çığır açtığının altını çizmek isterim.
Daha hızlı, 
daha akıllı,
daha donanımlı,
ve daha sorunsuz …!
Eski işletim sistemlerinin aksine Windows 7 açılış anında sol alt köşeye başlangıç programlarını çalıştırarak atmıyor. Bunu nasıl sağladıklarını bilemiyorum ama bu açılışta çılgınlar gibi bekleme işine bir son vermiş görünüyor. Bu sayede oturumu açar açmaz her şey kullanıma hazır.
Sanırım Windows 7 de arka plan görevleri ilgili komut sisteme ulaştıktan sonra çalıştırılıyor. Ama sadece sanıyorum. Buda ram kullanımında verimliliği çok büyük oranda artırmış bilgisayarın elektriğine bile tasarruf ettiriyor.
Ayrıca Windows 7 bir çok yenilikle geliyor, oturup kurcalayacak o kadar çok şey var ki, pandoranın kutusu gibi…
Kullanıcı arayüzü tıpkı eskisi gibi – bir kaç değişiklik dışında – çok hızlı işliyor ve Vista da olduğu gibi her şey için bir güvenlik doğrulaması istemiyor. Gerektiği yerde önemli uygulamalar ve değişiklikler yapmadığınız sürece kendisini unutturuyor.
Windows 7 de Multi medya uygulamalar için çok başarılı yeni bir arayüz geliştirmiş.
Media Center (Medya Merkezi)
Medya Merkezi ile fotoğrafları,müzikleri, videoları, filmleri ve eğer TV kartı varsa direk olarak Televizyonu tek bir merkezden kolayca kullanabiliyorsunuz.
Dahası TV programlarını kaydedebiliyor, videoları işleyebiliyor ve resimlerinizi buradan düzenleyebiliyorsunuz.
Windows 7 güvenlik konusunda da oldukça akıllı. Kötü amaçlı yazılımları temizleme aracı standart olarak sunulmuş ve ayrıca Firewall (ateş duvarı) bi hayli geliştirilerek daha akıllı ve kararlı bir araca dönüştürülmüş.
Bu internet keyfinizi katlarken işletim sisteminizde daha az sorunla uğraşıyor olmanız anlamına geliyor.
İnternetten bahsetmişken, ağ yapılandırmasındada Windows 7 oldukça akıllı bir dizi yeni araç sunuyor.
Kurulum aşamasında Windows 7 bilgisayarınızın özelliklerini hissederek en rahat şekilde çalışabileceği ayarları yükleyerek sizi ince ayar derdinden kurtarıyor.
Bu bir çok ev kullanıcısı için mükemmel bir özellik.
Tabii ileri düzey kullanıcılar da düşünülmüş ve onlarada keşfedilecek bir derya kadar ince ayar sunulmuş.
Ayrıca ürün ve sürücü desteği de bir çok şeyi anında algılayarak kolayca tanıyor, tanıyamadığı durumlarda ise internet üzerinden sizin için bu işi kendi kendine yapabiliyor.
Diyelim ilgili firmanın henüz Windows 7 için çıkardığı bir sürüm yok, başlangıç panelindeki uyumsuz cihazlar veya bilgisayar sorunları kısmında bu sorunu bekleterek her oturum açtığınızda sizin yerinize ilgili siteyi ve sürücüyü denetliyor.
Eski bir “windows- zede” olarak artık Pardus’a geçmeyi düşündüğüm sırada çıkardığı bu son işletim sistemi ile Microsoft benim fikrimi değiştirdi.
Gerçekten de satın almaya değer, çok başarılı ve eskisinden çok çok üstün bir işletim sistemi yaratmışlar.

Ben şahsen Windows7 yi piyasaya çıktığı andan itibaren (para durumuma göre tabii) en kısa sürede almaya karar verdim. Windows7 uzun süre kullanılacak kararlı bir işletim sistemine benziyor.
Artık çöken, sürekli sorun çıkaran bir işletim sistemi yerine böylesi akıllı bir şeyler yaratmanın vakti de gelmişti zaten…
Benim Microsoft yetkililerine tavsiyem şu olurdu;
Ürünlerinizi daha uygun fiyatla müşteriye ulaştırabilirseniz -ki yapabilirsiniz.
Maliyetin üzerindeki karı uygun bir şekilde düşürerek sürümden daha fazla kazanmış olurdunuz.
Bütün dünya sizi daha çok sever ve emeğinize daha çok değer verirdi.
Çünkü bugün Microsoft, yazılımlarını en pahalı satan bilişim firmaları arasında…
İnsanları korsanlara yönlendirmek yerine korsanla daha iyi mücadele etmek istiyorsa fiyatlarını en az %50 düşürmeli ve her kesime ulaşabilmelidir.
Çünkü Microsoft’un artık sermaye gibi bir sorunu olduğunu sanmıyorum. Bu yüzden kar’a değil, herkesin markası olmaya bakmasının zamanıdır.
Uzun lafın kısası;
Microsoft, cömert bir baba yada tonton dede olmalıdır.
Böylece uzun vadede en büyük karı yapacağından benim hiç şüphem yok!
Tabii takdir yine Microsoft’un patronlarına kalmış…
Son olarak, Ellerinize sağlık.
Microsoft, Windows 7 çok başarılı olmuş! (En azından benim için:)
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Kuru meyveler, yaş meyvenin içerdikleri yüzde 80-95 oranındaki suyun yüzde 10 – 20 oranlarına düşürülmesi ile elde ediliyor. Bu kurutma işlemi sonrası, C vitamini dışında bütün minerallerin korunduğu kuru meyveler, vücudu yüksek antioksidan potansiyelleri ile öncelikle serbest radikallere karşı koruyor.
Erik Kurusu
Bol miktarda B1, B2, B3, B6, A, C ve E vitamini içerir. Mürdümeriğinin bağırsakları çalıştırıcı etkisi bilinmektedir. İçerdiği zengin potasyum ve magnezyum mineralleri nedeniyle, tansiyon, karaciğer, kalp, böbrek ve romatizma hastaları ile tuzsuz rejim yapanlara önerilir. Güçlü antioksidanları ile kalp hastalıklarına yakalanma ve kriz riskini azaltıcı etkisi bulunmaktadır.
Elma Kurusu
Besin değeri dışında nefes darlığı ve kalp hastalıklarına karşı koruyucudur. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Lifli olduğu için bağırsakları temizler. Karaciğerinden şikayet edenler, romatizmalılar ve hatta şeker hastaları bile faydalanabilirler. Elma yatıştırıcı, uyku vericidir ve baş ağrılarına iyi gelir. Kabuğuyla küçük parçalara böldüğünüz elmaları kaynatarak içine isterseniz limon, portakal, tarçın koyarak çay olarak tüketebilirsiz.
Kayısı Kurusu
Besleyici ve potasyum açısından çok zengindir. Sindirim sorunlarına iyi gelir; stresi, kansızlığı önler. İçerdiği A vitamini akne gibi cilt bozukluklarını önler. Büyümeye yardımcıdır, görme fonksiyonlarını güçlendirir, şeker hastalığının gelişimini engeller, bağışıklık sistemini korur. Potasyum başta kalp kasları tüm kasların ve sinirlerin iyi çalışmasını sağlar. Kayısı lifli bir meyvedir. Lifli besinlerin kan şekerinin dengeli yükselmesini sağladıkları, zararlı maddelerin bağırsakta kalma süresini kısalttıkları için kanserden korunmada faydalı oldukları saptanmıştır.
Pestil
Dut pekmezi, süt, bal, ceviz, fındık ve undan oluşan, protein, karbonhidrat, yağ, vitamin ve mineral maddelerini önemli ölçüde içeren bir gıda maddesidir. Özellikle A ve B vitaminleri ve demir yönünden zengindir. Vücut doku ve hücrelerinin yenilenmesinde, su dengesinin korunmasında, hormon, enzim üretiminde, bağışıklık sisteminin güçlendirilmesinde önemli etkiye sahiptir.
Dut Kurusu
Kalsiyum, demir, B1, B2 ve C vitamini yönünden zengin olan dutun birçok hastalığa iyi geldiği bilinmektedir. Beyaz dut ateş düşürücü ve idrar söktürücü (diüretik) etkiye sahiptir. Karaduttan elde edilen şurubun ise ağız ve boğaz hastalıklarında olumlu etkiye sahip olduğu bilinmektedir.
Afiyet olsun :)
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Sene 2006: Genç adam gece geç saatte gelmiştir evine. Apartman kapısından içeri girer ve kimseleri uyandırmamak için sessizce merdivenleri çıkmaya koyulur. 3. kata geldiğinde yaşlı bir alacalı kargayı koridorda pısmış hızlı, hızlı nefes alıp verirken görür. Çatı katındaki cam tavanın boşluğundan düşmüş olmalı diye geçirir içinden.
Alacalı karga oldukça heybetli ve bir o kadar da yaşlı gözükmektedir. Adam karganın yanına yaklaşır, karga sekerek geriye doğru gider ve komşunun kapısının dibinde iyice siner olduğu yere.
Genç adam yavaş ve sakin hareketlerle karganın yanına çömelir ve yine nazik bir şekilde ellerini kargaya doğru yakınlaştırır. Karga’nın güven dolduğunu anladığı anda usulca yaşlı kargayı ellerinin arasına alır gözle görülür bir yarası olmadığını anlayınca sevinir ve apartmanın bahçesine çıkararak yaşlı kargaya özgürlüğünü geri verir.
Kargayı saldığında, apartmanın bahçesindeki ağaçlarda bir kaç karga sanki reisleri yada rakipleri (?) gelmişcesine büyük bir çığlık koparırlar. Yaşlı karga son bir kez daha genç adama bakar ve güçlü bir çığlık kopartır – sanki teşekkür etmek istercesine- ve diğerleriyle birlikte gri şehrin üzerinde yükselirler. 
Bir hayli sarhoş olan genç sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yeniden evine çıkar ve yatağına ulaşır ulaşmaz derin bir uykuya dalar. Çalan telefonuna uyandığında vakit akşam üzeri olmuştur artık ve genç adam arkadaşlarıyla seğmenler parkında buluşmak üzere sözleşmiştir. Hızlıca bir kaç parça kahvaltılık atıştırır, kısa bir duş alır ve üzerini giyinir.
Apartmanın dışına çıktığında genci çok büyük bir sürpriz beklemektedir.
Bahçedeki bütün ağaçlar, karşı apartmanın bahçesindekiler ve çatılar yüzlerce, yüzlerce kargayla doludur ve genç dışarıya adımını atar atmaz kulakları sağır edecek kadar büyük bir çığlık kopar. Önce biraz korkan genç ne yapacağını bilemez, sonra birden dün sabaha karşı olanlar gelir aklına ve birden hemen sol tarafındaki ağacın dalında ona en yakın duran yaşlı alacalı kargayla göz göze gelirler… Bir kaç dakika sonra kargalar aynı anda havalanırlar ve gözden kaybolurlar. Genç adam anlarki bu heybetli karga sürünün lideri…
Genç adam Seğmenler parkına vardığında olanları arkadaşlarına anlatmakta tereddüt eder önce, sonra birazda alkolün etkisiyle yaşadığı bu garip deneyimi paylaştığında, arkadaşlarından bazıları ona inanmaz. Bazılarıysa kargaların çok kinci oldukları hakkında çeşitli hikayeler anlatırlar, onların yüzyılı aşkın sürece yaşadıklarından bahsederler ve konu böylece başka bir konuya geçiş yaparak kaybolur gider… Artık bu konu genç adam için unutulmuştur.
Sene 2009 : Genç adam, sevdiği kadından ayrılmak zorunda kalmıştır. Yaşadığı hüznün ağırlığı içerisinde haftalardır melankolik bir şekilde saçmalar durur, bir tarafı ise kadınlardan nefret etmekte ve onlara zarar vermeyi istemektedir hemde hepsine…
Yine bir cuma gecesi, dolunay tepedeyken, genç adam ruhunu saran melankoli ile baş etmeye çalışırken kendisini alacakaranlığın altında Eymir’e tepeden bakarken bulur. Sevdiği kadınla her şeyin başladığı o tepenin kenarında, arabasından ay ışığının gölün üzerindeki gece mavisi yansımasına bakarken yaşadıklarını düşünmektedir.
İçini derin bir hüzün kaplar ve sanki bir şey boğazına takılmışcasına nefes almakta zorlanır, ruhu sıkılır. Daha fazla dayanamaz genç adam ve yaşlanan gözlerinin pınarlarından boynuna doğru boncuk boncuk yaşlar süzülmeye başlar… Bu asil gözyaşları bir süre sonra iyice yoğunlaşan geçmiş acılarla birleştiğinde genç adam sanki ruhundan birşeyleri kazırmışcasına böğürerek içinde tuttuğu bütün acıları kusar…ağlar, böğürür ve ağlar ve böğürür…
Bu arada gün ağırmaktadır; geriye, hani fırtınadan sonra çiseleyen yağmur damlaları gibi küçük yaşlar ve bir küçük çocuğun ağlarken çıkarttığı o hıçkırıklar kalmıştır sadece…
Pembeler, kırmızılar ve sarının tonları arasında doğan güneşten ve şişkin gözlerinden utanır adam…
Hayatında hiç bu kadar üzülmemiştir…
Derken günün doğduğu yönde giderek büyüyen bir karartı belirir. karartı yaklaştıkça genç adamın gözleri faltaşı gibi açılır. Çünkü gelenler güneye doğru göç etmekte olan devasa büyüklükte bir karga sürüsüdür, sayıları bini geçmekte olan kargalardan bir kısmı direk geçerken yüzlercesi bir anda gencin çevresindeki tellere, elektrik direklerine, ağaçlara, hemen her yere inerler… Ve arabanın üzerine yaşlı bir alaca karga iniverir… Genç adama doru yaklaşır ve bir çığlık koparır. 
Genç adam bu kargayı tanımıştır, seneler önce apartmanda mahsur kalan o yaşlı alaca kargadır O. Ağlamaktan şişen gözlerini siler ama kendine hakim olamaz ve yeniden ağlamaya başlar. Kargalar etrafında ağlar, ağlar, ağlar…

Karga sürüsü ise hala hareket halindedir, 1 saati geçen bir şekilde ardı arkası kesilmeyen bu geniş sürü yoluna devam ederken, yaşlı alaca karga ve onun grubu hala gencin arabasının etrafında durmuş onun hıçkırıklarını dinlemektedirler.
Genç Adamın göz yaşları duruverir birden… içini bir huzur kaplar -sanki ruhu yıkanmış gibi- tertemiz duygularla dolu bir his uyanır içinde. Genç adam anlamıştır… Bir tebessüm kaplar yüzünü…
Ve yaşlı alaca karga bir çığlık kopartır, bir anda bütün kargalar havalanarak geçmekte olan sürünün arasına karışırlar…
Genç adam arabasını çalıştırır önünde çook uzun ve mutlu bir yol vardır, ilerlemesi gereken…
Eymir’de başlayan herşey artık orada kalmıştır. Genç adam anlamıştır.
Vefayı anlamıştır…
Gerçek Sevgi Nedir?… anlamıştır…!
Dedicated to my loved one…Fare Well My Love…Fare Well!

I am feeling very warm right now
Please don’t disappear
I am spacing out with you
You are the most beautiful entity that I HAVE ever dreamed of
At night I will protect you in your dreams
I will be your angel
You worry so much about not having enough time together
It makes no difference to me
I would be happy with just one minute in your arms
Let’s have an extended play together
You’re telling me that we live to far to love each other
But OUR love can stretch further than the eye can see
So how does THIS make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
Do you know THAT when you look at me
It is a salvation
I’ve been waiting for you FOR so long
I can drive on that road forever
I wish you could exist to live on my planet
Well it’s very hard for me to say these things in your presence
So how does THIS make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
How does it make you feel?
So how does THIS make you feel?
(Than The Wood Head Lady Goes like…)
Well, I really think you should quit smoking :)
Fare Well My Love…Fare Well!

Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
1938′den bu yana üzgün geçer bu gün kimilerimiz için…
Bizi biz yapan bir büyüğümüzün gözlerini kapadığı bugün hüzünlü oluruz kimilerimiz…
İçin için teşekkür ederiz halimize bakıp, ne olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi düşünürken…
Kimilerinin ise bayramıdır bugün,
cehaletin, yobazlığın, şerefsizin, hainliğin kutladığı bir bayramdır bugün.
Üzgünüz…
Fazla laf kalabalığına gerek yok.
Mekanın cennet olsun Atam. Sessizliğin sesinde duyarsın bizleri.
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Günaydın can dostlar,
Başımız sağ olsun. Aslında böyle önemli bir güne denk getirmeye çalışmadım ama evet bugün 10 kasım 2009, bizler için bayrağın yarıda dalgalandığı hüzünlü bir gün.
Ve dün gece ben Facebook hesabımı dondurmaya karar verdim. Çünkü sıkıldım.
Sürekli girip neler oluyor diye kontrol etmekten, sürekli aklıma gelen saçma sapan şeyleri kişisel iletilerimde paylaşmaktan, sürekli benzer videolar izleip durmaktan ve birşeyleri beğenmekten çok ama çok sıkıldım.
Bu yüzden Facebook hesabımı dondurma kararı aldım can dostlar.
Odila Blogger benim yayın organım olarak devam edecek ve tabii ki Gordion Evrensel Barışı’da.
Belki bir gün yine facebook hesabımı aktif hale getiririm…bunu zaman gösterecek (Zaman diye bişey var mıdır? diye sordu Polyanna – Aslında Yoktur! dedim)
Bakalım bir süre FB olmadan yaşamak nasıl oluyor…!?
Zahhh! Birde şu garip kırgınlık ve uykusuzluk olmasa üzerimde… dün gece çok kalitesiz uyumuşum herhalde…bi tarafım açıkta felan kalmış olsa gerek. Nese atlatılır her türlü, her hastalığın tamiri mümkündür. (Polyanna Türk kahvesi İçelim Diyor- Kırmayayım kızcağızı)
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
bağlarım dedi ip,
tutarım dedi sap,
ip bağlayamadı,
sap tutamadı,
mavi, turuncu, kahverengi renkler,
ışıkla sarı sarı karanlığın altında parladı…
aa, ip çürümüş,
ve dahası sap kırılmış…
şimdi yalnız ipe sapa gelmez bir hayalperest kaldı…
ve müzik.
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Aslında Aşk ve Sevgi birçok dilde ayrılmaz. Aynı kelimeler ile ifade edilir…
İşte bu yüzden Aşk Sevgiye dönüşmez, Aşk Sevginin Ta Kendisidir…!
Aşk Sevginin Fitilidir… Islaklar ateşlenmez… Aşk ile yanmayan parlamaz… En başından sönüverir… (Mevlana gibi konştum :)
Aşka inanmayanlar, sevgiye inanmayanlardır, herşeyi çok sevdiklerini söyleseler, herkese koşsalar ve sevgi ile ellerini herkese uzatmış olsalar bile, sabahları aynaları bilir onların en başında kendilerini sevemediklerini… içleri bilir… kendini sevmeyen kimseyi sevemez…
Aşka inanmayanlar, mantıkla oyun oynayan acizlerden, kalbi yanlış çiçeğe konan küskünlerden, her sabah aynasını kırmak için yanıp tutuşanlardan başkası değildir…
Aşka inanmayanlar sevmeyi de beceremezler…
Sevgiye yeteneksizdirler…
Yüzlerine vurur sevgiye olan inançsızlıkları… Güya mutludurlar hallerinden ama bu tebessümlerinde bile gizli bir boşluk…karanlık bir sıkıntı vardır…
Aşk Sevgiye dönüşmez çünkü Aşk Sevginin Ta kendisidir!
Aşk, sevginin fitilidir, ıslaklar yanamaz… önce kurutulmaları lazımdır ama barutları seyrelir, ateşleri parıldamaz…
Sevgi, kendini sevmekle başlar… değerimiz kadarını verebildiğimiz için… gördüğümüz bu kadar olduğu için… Ne kadarını kendimizde gördüysek, o kadar aktarırız sevgimizi, sevdiğimiz insana…
Yaşla başla, tecrübeyle öğrenilir birşey değildir sevmek…
Sadece sevilir…gücün kadar…kendini sevdiğin kadar sevebilirsin, az yada çok olmaz!
Sevgi öğrenilebilir değildir… kaybetmek öğrenilebilir… sonra bir daha kaybetmemeyi öğrenir insan.
Aşk Sevgiye Dönüşmez çünkü O Sevginin Ta Kendisidir!
O varsa;
ayrılık yoktur,
yalan yoktur,
oyalamak, oyalanmak yoktur,
kullanmak yoktur,
başka vücutlara bakan şehvetli gözler yoktur,
kavgalardan sonra ayrı yataklarda uyumak yoktur,
kötü bir ten kokusu, iğrenilecek bir şey yoktur,
başkalarına bırakılan açık kapılar yoktur,
gurur yoktur,
lider yoktur,
kıskançlık yoktur,
kıskandırmak yoktur…
O varsa;
yaşamak vardır,
inanmak vardır,
güvenmek vardır,
güven vermek vardır,
en büyük kavgalardan sonra bile yanyana uyumak, ayağının dibine kıvrılmak vardır,
onun kokusuna ihtiyaç vardır,
elini, ayağını öpmek vardır içten gelen garip yoğun bir istekle…
affetmek vardır,
anlamak, anlaşılmak bunun için çaba sarfetmek vardır,
yüceltmek vardır,
sahip çıkmak vardır,
merak etmek, düşünmek vardır,
sürekli ihtiyaç duymak vardır,
onsuz duramamak vardır…
mutlu olmak, mutlu etmek vardır,
başka vücutları gördüğünde O’nun vücudunu düşünmek vardır…
birliktelik vardır…
biz vardır…
Aşk sevgiye dönüşmez, Aşk Sevginin Ta Kendisidir!
Aşk sevginin fitili gibidir, Aşk Sevgiyi Ateşler…
Seven Bilir… Sevmeyen bilmez…
Seven bilir… sevgisizle vakit öldürmez…
Arkasını döner, çeker ve gider…
Çünkü Arzu ve Şehvet hisleri Sevmek Değildir,
Çünkü Sevdim demekle Sevgi Yaşanmaz,
Çünkü mantık Sevgiyi Algılamaz,
Çünkü Sevmek ya Vardır, ya Yoktur!
Seven bilir, sevmeyen bilmez…
Az yada çok yoktur…
Hep yada Hiç Vardır!
Sevgiyle kalınız :)
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;
Don’t hold back!
Cuz you woke up in the mornin’ with initiative to move so I’ll make it harder.
Don’t hold back!
Cuz you think about it so many people do to be cool and look smarter.
Don’t hold back!
And you shouldn’t even care about those losers in the air and the crooked stares.
Dont hold back!
Cuz there’s a party over here, so you might as well be here where the people care.
Don’t hold back!
The world … (they’re holding back) … the time has come to..
The world … (you’re holding back) … the time has come to..
The world … (it’s holding back) … the time has come to..
To galvanize!
Come on, come on, come on!
(Second verse)
Don’t hold back!
If you think about it too much you might stumble, trip up, fall on your face.
Don’t hold back!
Don’t you think its time you get up, crunch time like a sit up, the monkey pace.
Don’t hold back!
Put apprehension on the back burner, let it sit, dont even get it lit.
Dont hold back!
Get involved with the jam don’t be a prick, hot chick, be a pig.
Dont hold back!
The world … (they’re holding back) … the time has come to..
The world … (you’re holding back) … the time has come to..
The world … (it’s holding back) … the time has come to..
To galvanize!
Come on, come on, come on!
(Ooooooooooooooooooh…)
(Ooooooooooooooooooh…..)
World, the time has come to … push the button
World, the time has come to … push the button
World, the time has come to … push the button
World ..
My finger is on the button …
My finger is on the button …
My finger is on the button …
“Push the button”
(Oooooooooooooooooh…)
The time has come to …
(Oooooooooooooooooh…)
GALVANIZE!
The time has come to …
Galvanize !
Galvanize !
Galvanize !
Gözlem kategorisinde yayınlandı | » yorum bırak;