Beslemeler:
Yazılar
Yorumlar

Dicle Maybek’e adandı…

Siz hiç Ankara’da Aşık oldunuz mu?

Biz olduk.

Gri şehrin yenice bir mekanında denk geldik birbirimize, 21. yüzyıl sarsmış insanlığın güvenini…travmaydı aşk… sonrası… korka, korka cesur olmayı öğrendik…

Tepelerin üzerinden durulmuş sulara bakarken fırtınalar kopuyordu gönlümüzde… Ankara ışıkları şahit oldu aşkımıza… ilk öpücük, küçücük eller ve kadife sesiydi aşk… sonrası… gözleri, yüzü, kokusu… savaşa, savaşa, barışık kalmayı öğrendik…

Doğduğumuz şehirdi Ankara… ikinci kez yine Ankara’da doğduk birbirimize… Gri şehrin ışıkları şahit oldu doğuma bir de ay vardı… sonrası… kem gözler, sahte dostlar, zaman hırsızı bir koşuşturmaca… anlata, anlata ışık olduk birbirimize, bebek gibi büyüdük, sevgiyi eme, eme…kıçımızı kaşıyıp, inanmayı öğrendik…

Yüzlerce hatta binlerce sahte kalple dolu Gri şehrin sokaklarında, yalanlar ve ihanetler görmüş gönüllerdik… Kendimize inanmak bile güçken… tek başına güvendeydik… Milyonlarca insanın, milyonlarca kazığına şahitti çünkü başkentin haber yaprakları… 8,5 milyar insan arasında birbirimize dolandı ellerimiz… güvenmeyi ve geleceğe birlikte bakmayı öğrendik…

Siz hiç Ankara’da aşık oldunuz mu…biz olduk… iki dakika ayrı kalamazken, şehir, şehir dayatılan koşuşturmaların, insan, insan dayatılan tabuların gölgesinde, yalnız uyumak zorunda kalıp yataklarımızda, telefon vericilerinden huzuru dinledik…sonrası…iki vakte sığdırılmış hırçın sevişmeler… daracık anlara sığdırılmış kocaman mutluluk… bir araba, iki koltuk, bir atan iki yürek, bir düş ve gri şehrin ışıkları… malt tadında sohbetler…sonrası…buruk bir ayrılık… bir daha ki zaman cambazlığına kadar sürecek olan… dayana, dayana sabretmeyi öğrendik…

Kaybetmekten korktuğunuz oldu mu hiç… bizim oldu… bir bakış, bir gülüşten, bir telefondan, bir iltifattan kıskandık birbirimizi… sonrası…yıllarca beklediğimiz sevgiyi kaybetmekten korktuğumuzu anladık… insanlar slüetlere döndü, kem sözler mizahlaştı… kem gözlere diken oldu sevgimiz… sevgimizle kötülükleri defetmeyi öğrendik…

Gri şehrin çorak bir tepesinde, kocaman, gizli bir mezar kazdık, geçmişi gömdük ve üzerine kır çiçekleri ektik… geçmişin maskeleri düşünce özümüz çıktı ortaya… şehrin ışıkları aydınlattı yüzümüzü… özümüzü gördüğümüzde bir kez daha aşık olduk birbirimize… aşk özümüze karıştığında tat verdi sevgiye… aşk’ın bir baharat sevginin ise hayat suyumuz olduğunu gördük… ebedileşti birlikteliğimiz…geçmişi unutmayı, yanlışları affetmeyi öğrendik…

Biz Ankara’da doğmuştuk… 21 nci yüzyılın kahırlarından solmuştuk… Başkent ışıkları altında yeniden dirildik… Biz Ankara’da aşık olduk… yaprakların döküldüğü meçhul bir zamandı… Başkenti, Aşkkentine çevirdiğimiz o meşhur zaman… belki ilk değildik ama… son olmaya söz verdik…

Yavuz Somuncu’ya atıfla…

Hayatımın Kadınına Sonsuz Sevgilerimle… :)


dileğim… seninle yaşlanıp, seninle ölmek…!

OAS

Ankara’da AŞIK Olmak…

Kentler ikiye ayrılır…

İçinde aşık olunan kentler…

içinde yalnız kalınan kentler…

Yürek hep aşkın tarafındadır ama yalnızdır hep taraf olduğu kadar…

Siz hiç bir sabah uyanıp hep o sabahta kalmak istediniz mi… Ben istedim… Zaman dursaydı olmazdı şikayetim…

Kentler ikiye ayrılır… Aşk kokan kentler ve çöp kokan kentler… Kalbin ömrü çöpe atılana kadardır… Son kullanma tarihi yazmaz üzerinde geçmişlerin…

Siz hiç bir gece boyunca gözünüz camın buğusunda onu beklediniz mi… Ben bekledim… Yine gelmese, yine beklerim…

Kentler ikiye ayrılır… İçinde kaybolunan kentler ve kentlerin içinde kaybolduğu içler… Bir durak uzağındasınızdır belki kavuşmaların ya da birkaç durak geç kalmışsınızdır düğmeye basmak için… İki adım gerisinde kalmışsınızdır mutlulukların… Dikkat etmemişsinizdir otomatik sancılara…Ve gelecek hiç gelmemiştir… Şimdiki zaman ile geçmiş zaman arasında bir ilkokul tahtasında yazılan yanlış bir kelimesinizdir bazen… Kimsenin gözüne bile batmadan yok olmuşsunuzdur. Ya da öyle bir kavuşmuşsunuzdur ki matematik yalandır artık sizin için… İkisellik tek bir bedene sığdırılmış bir sevgi yumağıdır gülümsemenize yansıyan… Kollarında unutursunuz bu dünyayı, başınız döner kadehlere gereksinim duymadan…

Siz hiç ilk görüşte aşık oldunuz mu…Ben oldum…Soyadı kadar ani vuruldum…Tanımasam, sevmesem yine denk düşerdi boşluklarmı, boşluklarına…

Kentler ikiye ayrılır… Kar yağınca çamur kokan kentler ve kar yağınca bir gelinlik giymiş gibi masumiyet kokan kentler… Soğuk nedense inceltir yaraları… Ve üzerini beyaz bir örtü gibi örte kar… Kar en çok başkente yakışır… Aşkın en yalın halidir karlı parklar…

Siz hiç ömrünüze onun ömrünü kazıdınız mı… Ben kazıdım… Her ne kadar kompartımana ayrıldıysa hayat, herkesin ineceği durak bellidir… Yolunu bilen, yolcusunu da bilir… Yol aynı zamanda bir kavuşma biçimidir aşıkların… Ve her aşk katilidir bir öncekinin… Cesetlerinde parmak izleri yoktur terk edenlerin… Aslında kavuştun mu bir kere kavuşursun, veda ederken her seferinde veda edersin aşka… Vedalar dahaca sancıtır ayrılığa ayarsız sevdaları…

Kentler ikiye ayrılır… Seni yaşatan kentler ve sni yaşayan kentler… Doğa olaylarının bir parçası gibi uyanıp uyursun mekanik bir hayalsizlik güzergahında… Çok da bir anlamı yoktur nefes alıp vermenin ya da fotosentez kıvamında yaşamanın… Senden çok yaşar kentler seni, alıştırıp kendine yorar bilinmezlikte… Bazı kentler hunharca yaşarken seni, bazıları her uyandığında sana özgürlüğünü yeniden verir… Bir hiçsindir uyandığında ama her bir adımında sokağının, sen kendin olursun; insanlar bir süs bahçesi…

Siz hiç bir insanı senelerce büyüttünüz mü içinizde… Ben büyüttüm… Ve korktum hayali gerçeğine hayal düşecek diye… Anılarınızı sakladınız mı peki çocukluk fotoğrafların en dibinde… Ben sakladım… Ve korktum her gün olur da bir gün denk gelemeyiz diye…

Kentler ikiye ayrılır… İnsanın yüzüne gülen kentler ve insanın arkasından gülen kentler… Kiminin köprüleri vardır hayatları kavuşturmak yerine ayıran, kiminin yokuşları buz tutup size hep geçmişi sunan…

Siz hiç Ankara’da aşık oldunuz mu… Biz olduk… İlk kez anlamlı baktı gözlerim bir göze ve hiç birden bu kadar çabuk unutmadım üşümüşlüğümü… Sarıldım, kokladım, öptüm ve ilk kez çıkmadı üzerimden bu kadar bir kokunun nefesi… Mutluluklardan mutluluk beğendim ve tam ruhuma göre bestelenmişti sanki onun sesi… Satırlar yazıldı alınlara ve yıllar büyüttü yılları… Başka kentlere gitse bile insan, terk edemiyor bu başkentsel yalnızlıklarını ve geriye kalan sadece bir sokağın tavanı dolusu mutluluk silsilesi…. Yavuz SOMUNCU

Hi buddies,

There is this strange thing happening to me for the third time while I was trying to create a new blog.

This is what I found about it, in the beginning I could not understood how did it happened but yesterday I create a blog and then I saved some jpegs in to my computer, then I add them to my blog. While I was adding the third jpeg picture in it suddenly the half of my writings deleted automatically and all pictures are deleted too. I could not understood what happened untill I pressed the blog but after pressing the blog I have seen all pictures were gone and the half of the writing was deleted.

So I back to my control panel and tried to save the original copy, there were 3 copies one saying that it was original and I choose it.

Then a screened got opened and there was this message saying ” your computer is … ” I pushed the back button and than I delete all of the press as faster as I could.

I guess it is related to the jpegs I ve downloaded from the web, I am not sure though.

But the last when it hapened I have dowloaded and installed some pictures as it happened the same before. So there might be some malicius bug raopped in to those pictures with some strange code, commanding to delete and to destroy the blog especially prepared for the wordpress or all other blogs…

Well I am not a proffesional programmer but I have been using web and pc2s for a long time. So I would like to warn blogger buddies for this bug or virus kinda shit.

The first time it happened to me it was the same thing happened but the message was “follow the white rabbit” “you computer is hacked” and so…

Yesterday when this happened, the messages were just the same kind of  messages.

Anybody knows abut this virus or bug please contact me and let me enlightened about it…

Inspire me pleaseee :)

It seems as if some pics on the web contains this highly destructive virus be aware of it people!

You all have a nice day…

Bunlar bi değişik yaratıklar,

Ne zaman ne yapacaklarını kestirmek güç…

Bazen bişeyi anlatmadan anlıyıveriyolar… bazense, 50 farklı açıdan anlatsanız yine de anlayamıyorlar…

Algıları bi değişik!

Bi kadını mutlu etmek de öyle sanıldığı gibi kolay değil, tıpkı bir erkeği mutlu etmenin kolay olmadığı gibi…

Dürüstlük, Sevgi, ilgi, alaka, genelde beklediği şeylerin başında geliyor her iki tarafında…

Kadınlar bunları gösterdiğiniz zaman bunalabiliyorlar… Göstermediğinizde ise kızıyorlar, küsüyorlar hatta gözünüzü oyabilirler! Kadın bunlar. Ne yapacağını şaşırıyor haliyle erkek kişiler…

Erkekler ise şımarabiliyor, nasılsa elinde diye bunayabiliyor bulduğunu ve ardından kaos…

Kadınlar.

Çocuklarımızın annesi,

annelerimiz,

kız kardeşlerimiz,

ninelerimiz,

karılarımız,

kızlarımız,

halalarımız,

teyzelerimiz,

vs…

etrafımız bunlarla çevrili…

Garip genetik kodları ve beyin yapıları ile bizden ayrılıyorlar.

Düşünme stilleri de bizimkisinden çok ama çok farklı.

Misal verelim:

Olay= Kedi ağaca çıktı, kuş yuvasındaki yavru kuşu buldu ve yedi.

Kadın Bakış Açısı: Ekrem, nasıl izin verirsin böyle bir olaya, o küçücük kuşu yemesine nasıl göz yumarsın, bişeyler yapabilirdin… Elinden birçok şey gelirdi …dır…dır..dır…dır…dır …dır…dır…dır..dır… dır…dır…dır… dır…dır..dır …dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dır

Erkek Bakış Açısı: Aa, kedi kuşu yemiş!

Az önce verilen örnek olayda aslında doğanın kanunu tekerrür ediyor aziz okur. Burada bir kedicik, bir dişi kuşun iyice hesap etmeden kurduğu ve ulaşılması kolay olan yuvasına ulaşarak, karnını doyuruyor… Ve doğanın işleyiş döngüsü yane doğal ayıklanma süreci tam tıkırında işliyor…

Erkek bu durumu belki bu kadar teorik bir şekilde bile düşünmeden sadece kabul ediyor. Ancak kadın, büyük ihtimalle analık duygularını öne çıkararak, bu doğal ayıklanma sürecini yanında güç sembolü (veya robot) olarak gördüğü eşine mal ederek birilerini, bir şeyleri suçluyor ve yakınıyor. Kendisini dişi kuşla özdeşleştiriyor. Dahası yavru kuşun anası gibi hissediyor ve davranıyor. Bu iyi bişi aslında… Tadını kaçırmadıkları sürece…

İşte kadınların birçok olaya bakış açısı anaç bir sevgiyi içerisinde barındırıyor. Böyle olunca, Örneğin Ayşe sınıf arkadaşı Ahmet’in yaklaşan sınav için ders çalışma teklifini ” Hımm, Ahmet’in bana bu konuda ihtiyacı var, onun başarılı olması için bu teklifi kabul etmeliyim” diyerek, gayet saf ve yardımsever duygularla kabul edecek ancak, Ahmet’in bu sorusunun arkasında yatan gizli niyetlerini göremeyecektir… Ve Ahmet, ” Tamamdır kız bana tav, yoksa ne ders çalıştırmaya uğraşacak” diyerek ilk fırsatta Ayşe’ye atlamak için ikinci bir işareti bekleyecek yahut hiç bir işaret beklemeden direk olarak atlayacaktır… ancak şu da bir gerçektir ki, erkek ırkı, bu tip konularda antremanlı olduğundan ve zamansız atlamarla kurbanı tamamen kaybedeceklerini bildiklerinden ötürü, kurbanı tamamıyla kaybetmemek amacıyla kurbanın uygun duygu karmaşalarından veya durumlarından yararlanmak üzere arkadaş modunda standby’da tutuyorlar ilişkileri ve kurban uygun duruma geldiği zaman operasyon başlıyor… ( kurbanın yüksek alkol durumları, erkek arkadaşından ayrılmış ve üzgün duygu halleri, erkek arkadaşını kıskandığı ve kavga ettikleri zamanlar, yalnızlık canına tak ettiği zamanlar, romantik veya erotik bir filmin gazına geldiği zamanlar, vs… biçilmiş kaftan oluyor)

Kadınlar.

Bu saf hallerine, düşüncelerine de çok inanamamak lazım. “Aptal” kılığında, tamamen iyi niyet ile savuşturdukları erkekleri ellerinde tutmayı çok seviyorlar aslında çok iyi biliyorlar bu niyetleri, onlar antremanlı. ” Ama biz arkadaşız, sen benim için cinsiyetsizsin Ali, ıyyy! Ali’mi?…vs”  gibi sözlere her zaman aldanmamak gerek… Bu sadece idarecilik durumu.

Tecrübe 1 : ” Bir kadın, bir konuda ne kadar aptala yatıyorsa, o konuda bir iş olması çok yüksek bir ihtimaldir ve İntikam uğruna yapabileceklerinin sınırı yok…!

Tecrübe 2: ” Bir kadın elindeki silahın değerini henüz küçüklüğünde öğrenir, bu karşı konulması güç silahı kullanmaya daha erken yaşlarda başlayacak ve deneyimlerini gençliğinde doruğa ulaştırmış olacaktır! Ve Sen! Erkek… Bir kadınla asla sidik yarıştıramayacaksın…”

İşte kadınların bu “güçlü” silahları aynı zamanda onların en büyük “açıklarıdır” aziz okur. Neden mi? Açıklayalım.

Şimdi bir kadın daima şuna inanır ” Erkekler kendilerini avcı sanırlar ama aslında onları avlayan bizizdir” evet. Doğru!

Ve kadınlar bilirki istedikleri bir çok erkeği elde etmeleri tereyağından kıl çekmek kadar kolaydır. bu da doğru!

Ancak bu karşı konulmaz silahları ancak ve ancak bir süreliğine onları galip kılacaktır.

İşte bir çok kadın bunun farkına varana kadar, iş işten geçmiş oluyor aziz dostlar.

Çünkü bir kadının silahını diğer bir kadın anında kırıp atıveriyor… Böylece kadınlar kendi silahlarıyla yine ve her daim birbirlerini yok ediyorlar…

Tecrübe 3 : ” Bir kadının en büyük düşmanı başka bir kadındır!” Kesinlikle.

Evet biz erkekler istediğimiz zaman bir kadına kolaylıkla sahip olamıyoruz, bunu yapabilmemiz için o kadının “kriterleri” ne uyuyor olmamız yani o kadın için “çekici” ya da ” uygun av” olmamız gerekmekte… Ancak bir kadının ne istediğini bilen akıllı bir erkek, bir iki sohbet ve bir kaç yalan kişilik modelini onun üzerinde uygulayarak uygun bir av kılığına girmeyi başaracaktır… bundan hiç kuşkunuz olmasın aziz canlar! (Ovvv! bir sırrımızı kaptırdım galiba :)

Dolayısıyla, bir erkeği avlayan bir kadın, ona sahip olduğunu düşünürken, kadınların birbirlerinin sahip oldukları erkeklere olan özel ilgisini göz ardı ediyor… Ve galibiyetleri, başka bir hemcinsleri o erkeğe kancayı takana kadar sürebiliyor ne yazık ki…(Çok üzücü)

Ve o karşı konulmaz silahlarına karşı yeniliyorlar yine yeni ve yeniden… Defalarca…

Hehehe…

Tabii kadınların hepsini az önce yukarıda anlatılanlara göre genellemek kesinlikle yanlış olacaktır. Çünkü bütün kadınlar aynı değildir… Aklı selim insanlar, kadın olsun, erkek olsun fark etmez… Dejenere olmayı kabul etmezler…

İlişkilere skor gözüyle bakmaktan çok birliktelik gözüyle bakabilmeyi başarmışlardır. Böylesi insanları ne kadınların o meşhur silahı, nede cin erkeklerin masum yaklaşımları kandırabilir, oyuna gelmezler…

Çünkü birlikteliklerinin temel sebebi birbirlerine “sahip” olmak değil, birbirleriyle mutlu ve tatminkar ilişkileridir. Geleceğe birlikte bakarlar… Bütün istediklerine birlikte sahiptirler… Gözleri ve gönülleri doygunluğa ulaşmıştır.

Tecrübe 4 : ” Her insan başkaları tarafından beğenilmeyi arzular”

Evet hepimiz başkaları tarafından beğenilmeyi isteriz. Bu su götürmez bir gerçekliktir. İnsanlar takdir edilmeyi, beğenilmeyi sever… Bu bizi her beğenene kendimizi kaptıracağımız anlamına gelmez… Hoşumuza gitsede kibarca veya terbiyesiz bir şekilde ilgiyi bertaraf ederiz… Hak edene hak ettiği gibi… :)

Doyuma ulaşmamış insanlarda genellikle başkalarının mutluluğunu kıskanmak, ilişkilerini bozmak, yani bir “kara melek”  olma isteği hüküm sürer… Cinsiyeti yoktur bu duygunun… Aç gözlü bir şekilde daldan dala sıçrayarak daima arayış ve beklenti içerisindedirler… Bir türlü tatmine ulaşamazlar… En saf duygularla oynar, en düzgün insanı bile yoldan çıkartıp kendilerine benzetebilirler, neden mi?

Çünkü insanların çoğu yaşadığı kötü tecrübeyi diğerlerine geçirmeyi farkında olmadan başarırlar… Kendisine yapılanı bir başkasına yaparak… Böylece tatmin olduğunu düşünür. Halbuki tek yaptığı, kötülüğü bir virüs gibi çevresine yaymaktır. Boşlukta dolanır dururlar, umutsuz bir şekilde…

Kadın.

En büyük beklentisi garantidir… Eğer kendisini bir erkeğe adayacaksa, bunun karşılığında bir garanti ister. O erkeğin sevgisi, ilgisi, gücü, aklı, fikri ve zikri olmayı bekler… Garantiyi görmeden asla kendisini adamaz. İnanmaz. Elindeki diğer fırsatları çöpe atamaz, bir koz gibi cebinde bekletir… “Seçicidir” Garanti aldığında ise yine kozlarını gözden ırak bir yerlerde tutar. “Ne olur, ne olmaz!” Şu adilerle dolu dünyada ne yapsın kadın…? Hangi dalı tutsa kırılıyor… Sağlam dal bulmak o kadar zor ki… (Çünkü çoğu kendi davranışlarını eleştirmez)

Tecrübe5: “Sevgi,Şefkat Kadınların icat ettiği ve erkeği bağımlısı yaptıkları, uğrunda şavaştıran, öldüren ve yaşatan -uyuşturucu/uyarıcı- duygulardır, bunu koyunlarındaki bebeklere de aşılarlar ve genetik bir ihtiyaç halini almıştır.”

Tecrübe6: ” Güç, Erdem, Yaratıcılık Erkeklerin bağımlısı oldukları bu duygulara sahip olabilmek için icat ettiği olgulardır, böylelikle kadına sahip çıkarlar…”

Tecrübe7: ” Sevgi ve şefkat dolu bir kadının yanında erkek; Güçlü ve akıllı bir erkeğin kolları arasında kadın; kendilerini güvende ve tatmin olmuş hissederler bu birliktelik uzun ömürlü olur…”

Ben bu davranışları, kadınların genetiğinden gelen bir güven ihtiyacı olarak görüyorum. Eski zamanları düşündüğüm zaman; ilk insanların döneminde; Bu kadın ırkının çektikleri hakkında az yada çok bir fikrim olduğuna inanıyorum. Gördüğüm şey ise, kas gücüne dayalı militar erkek toplumlarında kadınların, dünya hayatı hakkında hiçbir şey bilmeyen insanoğlunun cahil korkuları zamanında, dünya tehlikelerinden korunma ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların kendisinden fiziksel olarak daha üstün erkek ırkına dayalı olarak karşılanması durumu olduğunu düşünüyorum.

Örneğin;

İlk zamanlarda mağarada avdan dönen erkeği sayesinde karnı doyan kadın, yorgun veya yaralı erkeğine karnını doyurmasından, getirdiği kürkler ile onu ısıtmasından ötürü gösterdiği yararlar sayesinde, “minnet” ile ona sevgi şefkat hissederek, bunu ona da göstermek yoluyla erkeğine aşıladığı duygusal alışkanlıklar sayesinde, Erkeği kendisine bağlayarak yaşamlarını idame ettirebilmeleri için erkeğin ihtiyaç duyduğu güveni ona pompalamış ve onun avdan sonra yine kendisine dönmesini sağlamak amacıyla “sevgi ve şefkati” onun yaralarını sarması, onu yüreklendirmesi, övmesinin bağlayıcı değerler olduğunu keşfetmiştir… Zorlu bir hayat kavgasından dönen erkekse, gösterdiği başarının değerlendirilmesini, sığındığı yuvasında huzur, güven, ilgi ve alaka bulmayı ve uzaktayken onun yolunu bekleyen birilerinin olduğunu bilmenin verdiği ekstra gücü “Sevgiyi” yaşamakta idi…

Bence insan oğlu sevgiyi ve işbirliğini birbirlerine muhtaçlıklarından öğrendiler… Ve artık hep bu olmazsa olmaz bir yaşam şartına dönüştü…

Günümüze döndüğümüzde, savaş meydanlarının yerini ekonomik ve bilgisel güce bıraktığını görüyoruz aziz dostlar, bu devirde ekonomik gücü kazanan kadının hakları da  devlet modeli içerisindeki güvenlik organları ve yasalar ile korunduğundan ötürü kadınlar kendilerini güvende hissetmek ihtiyacından arındıklarını hissediyor olabilirler (Çoğu feminist düşüncenin dayanaklarından en önemlisi sanırım bu modern toplum bilinci)… Kadının kendine olan güveninin arttığı söyleniyor… Ancak gece yatağa yattıklarında, onları düşünüp ilgilenen ve güvenle sarılan bir bedene ihtiyaç duyar hala birçoğu adım gibi eminim…Yalanı mı? Aynı şekilde hisseden bir diğer tür ise Erkeklerdir… Yalan mı?

Evet aziz okur ne kadar öküz olursak olalım biz erkeklerinde, tıpkı kadınlar gibi, daha o ilk zamanlarda korku dolu hayat ormanında yaşadığımız günlerdeki bu duygularımızı tatmine ihtiyacımız var. Cidden yahu! Bizim sığ, kısa düşünen ve ayrıntılara takılmayan yapımızın mı engel olduğunu düşünüyorsunuz siz kadınlar? Öyle değil yahu… Bizde sizin gibi inceyiz, cidden! Tamam kumaşımız biraz kalın… Mizacımız sert… Dilimiz, anlatış tarzımız farklı ancak gerçekten bizlerinde aynı duyguları paylaşmaya ihtiyacımız var.

Şöyle düşün aziz dostum, her iki tarafta aynı şeylere ihtiyaç duyuyor ancak farklı şekil ve sözlerle dile getiriyor bu ortak isteklerini.

Günümüz modern toplumlarında kadının bu “özgür” hali, “ekonomik bağımsızlığına dayanıyor ve ekonomik yönden bağımsız kadının erkeğe ihtiyacı kalmıyor” klişesine gerçekten inanlar var ve bunların sayısı oldukça fazla… Bu gibi fikirleri koşulsuzca kabul edip, papağan gibi tekrarlayan ve her duyanın da inanıp papağanlığa devam ettiği gerçeği yanında…Günümüz modern toplumlarında ilişki olgusunun değiştiği ve hatta güzelleştiğine inanıyorum…

Artan nüfus ve modernleşmenin sunduğu yaşama şekli, hakları yasalar ve güvenlik organları tarafından korunan bireylere, ihtiyaç duyacakları her türlü fizyolojik gereksinimlerine kolayca ulaşabilmeleri açısından inanılmaz fırsatlar sunuyor… Öyle ki; İçinde yaşadığımız toplumlar… İş gücü ve Para sayesinde bir çok ihtiyaca karşılıklı olarak, cevap veriyor ve kadın ile erkeğin birbirine duydukları ihtiyaç şekli büyük bir evrim arifesinden geçiyor aziz canlar, bknz… Bireysel dünya’da artık her şey para ile sağlanabiliyor… bazen paranın yanına çıkar da ekleniyor…

Cinsellik ihtiyacı için, para karşılığı fuhuş mekanları, dejenere, sarhoş, umursamaz, boşlukta insanlarla dolu mekanlar, internet, pornografi ve daha birçok seçenek bulunuyor…

Sosyalleşme ihtiyacı için, sosyal ağlar, uğraşlar, kurslar, hobiler, vs…

Beslenmek için, her cebe uygun bir menü…

Güven için, yalnız, ıssız her şeyin para karşılığı edinilebildiği bir dünya’da yalnız bir yaşam yeğlenebiliyor,

Özgürlük için, aynı şekilde yalnız, ıssız her şeyin para karşılığı edinilebildiği bir dünya’da yalnız bir yaşam yeğlenebiliyor,

Kendini ispat ve takdir edilmek için, STK’lar, işkolizm, gönüllülük, sosyal yardımlaşma…

Sevgi için, evcil hayvan…

Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine artık kadınlar da eşit ölçüde katılım sağlıyor kısaca…

Yalnızlık = Özgürlük olarak algılanıyor çoğu zaman… “Kimseye bağlı olmamak”  modası esiyor şimdileri…

Özgür Kadın! ve Özgür Erkek! artık böyle mutlu olduğunu düşünüyor “özgür” insanlarla doldu özgür dünya…

Bunun yanında ilişkiler de bir insanlık klasiği olarak var olmaya devam ediyorlar ve az öncede bahsettiğim gibi kadın-erkek ilişkilerinde de yeni bir anlayış hüküm sürmeye başlıyor… Yenilik yeniliği doğuruyor aziz okur.

Özgürleşen insanların artık fizyolojik bağımlılıklarını para ve güçle elde edebilmeleri, ilişkilerin yapısını doğrudan değiştiriyor.

İlişki: İki ana kol ile birbirinden ayrılıyor

1: Ekonomik/Politik İşbirliği: Bu gruba maddi değerlere önem veren kişiler giriyor. Ekonomik güçlerini artırarak, üreme içgüdülerini ekonomik yönden güçlü bireyler yetiştirerek, daha güçlü genetik devam sağlamak, güç ve yüksek sınıfa nail olarak “ortak” “takdir edilme” mertebesine ulaşmayı hedefleyen mantıklı ilişkiler.

2: Gönül Birlikteliği : Maddi yönle ilgilenmeksizin, hayatta en önemli şeyin, anlaşabileceği, konuşmaktan, başarmaktan, hayatı birlikte göğüslemekten zevk aldığı, güvenilir bir insanla, acısıyla tatlısıyla, zenginlikte, fakirlikte, her olumlu ve olumsuz şarta karşı birlikte durabilen, gönül birliği oluşturmuş, “birlikte özgürlüğe inanan”  erdemli insanların yaşadığı sevgi ilişkisi.

1. başlık altındaki insanlarda çıkarın ön planda olması, ilişkinin ileri safhalarında çıkara dayalı değişimler yaşanabiliyor, sevgi ve sadakat yoksunluğu, kıskançlık duygusunun önüne geçiyor ve bu çiftler cinsel maceralara karşı duyarsız ve geniş birer vizyona sahip olabiliyorlar, sahip oldukları çocukların paraya tapıyor olarak büyümesi yüksek ihtimal taşıyor…

2. başlıkta ele aldığımız sevgi birlikteliğinde çiftlerin hayata bakış açıları koşulsuz güven ve sadakati doğuruyor ancak bu gibi ilişkilerin bulunması samanlıkta iğne bulmakla aynı, az ve nadide yaşanıyor bu ilişkiler… Genelde bir hayal… Sahip olunduğu zaman ise bu çiftlerin çocukları inanılmaz güzellikte, sıcak bir dünyada büyüyor…

Kadın olsun, erkek olsun… Erdem sahibi insanlar, ilişkilerine öncelikle gönül birliği olarak bakıyorlar, sınıf ayrımı yapmaksızın, maddiyat bir kenara itilerek, ruhsal birliktelik ön plana çıkıyor, ruhani tatminleri hayatlarının her yönüne yansıyor, fikirleri, zikirleri birbirlerine uyuyor sanırsam… Bilmiyorum doğru mu yazıyorum… tek bildiğim, Kadının da Erkeğin de iyisi ve kötüsünün mevcut olduğu, kime göre diye soracak olursak, niyete göre diye cevaplarım aziz dostum.

Tecrübe 8: “İnsanların hepsi iyidir, niyetlerine göre kimize kötü, kimimize iyi…”

Bu iki konu başlığı ise daha birçok alt gruba ayrılıyor… Ne yazık ki dünyamız bir ilişkiler mezarlığı aziz okur…

Birçok ilişki, güzel ve süslü hayallerle, istek ve arzularla başlıyor ancak zaman içerisinde insanlar değişiyor, ilişkilerde…

Her insan iyidir… Ancak her iyi’nin sonu mutlu bitmiyor ne yazık ki…

Öncelikle dünyamız dertlerle dolu ve piyango bir oradan bir buradan vuruyor hepimize, ikinci olarak insanların çoğu doyumsuz ve ellerindekinin değerini bilmiyorlar, üçüncü olarak kötülüğe uğrayanlar ne yazık ki başkalarına kötülük yaparak rahatlamayı seçiyorlar genelde ve kötülük kol geziyor… Her taraftan saldırı altında ilişkiler ve etiksel evrim…

Ancak gerçek şu ki, insan zekası kadar hızlı gelişmeyen etiksel evrim, yavaş ama kalıcı bir şekilde gelişiyor…

Bir gerçekte şu ki aziz dostum; bu saçma makale, benim küçücük dünyamın penceresinden baktığımda gördüğüm doğruluğu ispat edilmemiş saçma sapan tezlerden oluşan saçma sapan bir yazıdan ibaret.

Şayet aziz dostum bu yazıyı buraya kadar okuduysan seninde benim gibi kadın-erkek ilişkileri konusunda bir fikrin yok ve aklın karışmış demektir.

Hayatta emin olduğumuz tek bir şey varsa, o da çok az şey bildiğimiz.

Ve benim saçmaladığım uzunca bir yazı yazdığım ve bu yazılarımın ardı arkasının kesilmeyeceği :)

Sevgiyle ve Aziz kalın canlar…

Wake up on that morning,  
A rainy day starts,
And the only one thing,
I wanna do is relax
But I got to be another man,
And I feel better,
If I make it to the work, make it to the work,
Tomorrow then said,
The world is going to be that way,
I know you really don’t know, you really don’t care.
You’re not a babylon girl
I’ll catch your smile if I could,
Cuz’ your love is so good, your love is so good…

Refrain:(x4)
Give me that love
Give me that love
Give me that love

My life…is one of make of it
Every day you’re proud of that
Now I saw you last week,
Would you even recognize me
If I let you know that we passed
Each other in the street, each other in the street.
How could I ever live
Without a love I wanna bring,
In the balleys of my dreams, the balleys of my dreams…

But i keep on workin’ yeah
I keep on workin’
Yes i keep on workin’ girl
I keep on workin’

Tomorrow then said,
The world is going to be that way,
I know you really don’t know, you really don’t care.
You’re not a babylon girl
I’ll catch your smile if i could,
Cuz’ your love is so good, your love is so good…

..that love,
Give me that love
Give me that love

Refrain (x3)
Give me that love
Give me that love
Give me that love

But i keep on workin’ yeah
I keep on workin’
Yes i keep on workin’ girl
I keep on workin’

Refrain (x4)
Give me that love
Give me that love
Give me that love

AVATAR -Sonunda

Sonunda Avatar’ı 3 Boyutlu olarak izleme mertebesine eriştik Aziz Canlar…

Sevdicek sürpriz bir şekilde yoğun ajandasında 1 günlük hatta 6 saatlik bir boşluk yarattı ve Gordion AVM deki Cinebonusta filmi izlemeye nail olduk.

Çok başarılı bir film olmuş harbiden, 3 boyut olayı gözlerimizi yorsa da buna değdi. Aslında konu çok uzun, bunun bir kitabı varsa eğer kesinlikle filmine 10 basar. Ancak 3 buçuk saate böylesine derin bir konuyu iyi sığdırmışlar.

Alkışlıyorum onları.

AnDi – Son Haberler

Merhaba Aziz Canlar,

Bugün artık son kez ve utanarak özel hayatımın herkesi ve özellikle bizi çokça sıkan bir sorunu ile yüzleşip; kendimi feci şekilde fakat SON kez eleştirerek, bu saçmalığa bir son vermek istiyorum.

Ve artık Odila Blogger da gerçekten sıkıcı olmaya başlamıştı… Hatta adını değiştirip, sevgiliye açık mektuplar, dokundurmalar yada çekip giden hıyar filan koyasım geldi…

Öncelikle söylemem gerekir ki bu – hayat.

Ve hayatta her şey biz insanlar için. Yaşadıkça öğreniyoruz…

Eğer öğreniyorsak, biz emek verilmeye değer kişileriz…

Yok hala bile bile ısrarla bir yanlışı tekrar ediyorsak o zaman birileri için gereksiz birisiyiz…

Düşünüyorum da, iki insana ait bir ilişki var ortada, sürekli bir ayrılık, sürekli bir barışma… sürekli bu satırlarda… sürekli ağızda sakız… Ve o kadar ortada ki… Aslında sorun bu değil… Sorunun özü tamamen inanç ve davranış ile ilgili bir şey.

Bir iki gün “sevmiyorum, şöyle böyle…” 3 ncü gün ” barıştık, seviyoruz kem küm…”

tabii kimseyi ilgilendirmez…

…ve bu ilişkiye dışarıdan bakan aziz bir dost olarak göze görünen şey şu sanırım: Anlaşamıyorlar, zorluyorlar…

insan bu: olaylara kendi yaşanmışlığından bakar, kendi tecrübelerine göre ve karşı tarafın sözleri ve yakınlık derecesine göre ilişkiler kurar ve yorumunu yapar. Hepsi bu kadar.

insan bu: iki kişinin arasındaki ilişkide her iki tarafı da dinlemeden objektif olamayabilir, dinleyince bile objektif olamayabilir hatta sıkça objektif olamaz çünkü kendi yaşanmışlıklarından etkilenecektir kararlarında…

“ilişkilerde hakemlik sökmez, kararı seven gönüller verecektir gerisi boştur, sevgi hoştur”

tamam iki kişinin ilişkisi, insanların aklını bu kadar meşgul edebilir zaten… insanlar en çok bu kadar yorumda bulunurlar sonra herkes yine kendi derdi tasasına ve hayallerine gömülür gider…

yapacakları iki yorumda bizim ağzımızdan çıkan sözcüklerin olumlu yahut olumsuzluğuna göre bize yol gösterici sözlerdir… mesela; Neyse odur yani…

” ee canım madem böyle bir terbiyesizlik yaptı, bırak gitsin…”

“kanka madem öyle salla gitsin”

yada tam tersine…

” oov! evet büyük kırmışsın, bence gönlünü al”

filan…

işte başkalarının, başka ilişkiler hakkında yaptığı ve yapabileceği bundan ibaret…

“ayrıldınız mı?”

“aa! barıştınız mı?”

“yine mi” ???

Aziz canlar, ben çok önemli bir şeyi anladım, aslında ilişkimizin iniş çıkışlarından rahatsız olan çevremizdeki insanlar değil, bu durum onları fazla ilgilendirmiyor. Tabii ki iyiliğimizi istiyorlar. Gerilen ve üzülen ve süzülen sevdicek ve benim.

insanları rahatsız etmekten ziyade bu durum beni ve sevdiceği daha çok rahatsız ediyor… Kendisini kötü hisseden, bir küstük, bir barıştık diyen biziz çünkü…

Ne kadar aklı başında, iyimser birisi olsak da ve arkadaşlarımızın dertleşmeye ihtiyacı olduğunda onlara akıl verebilsek bile iş kendi söküklerimizi dikmeye gelince, terzilik merzilik hak getire…

Aziz canlar, ben sanırım ilişki ve sevgi kavramlarından uçak uçurmaktan anladığım kadar anlıyorum.

Mantıklı insanlar ilişkilerinde kırıldıkları zaman, yaşadıkları olayı tartıp, bunun tekrarlarını ve diğer faktörleri hesaplar ve gönül tartısında tarttıktan sonra bir karar alır ve uygularlar. Bu karar bir ders olabilir, bir ceza olabilir, surat asmak, cilve yapmak, kıllık yada terk ediş olabilir… her ne ise insan kararını uygular. Doğru mudur?

Bizde böyle yapıyoruz…

İnsanlar birbirlerine gücenebilir, küsebilir, kırılabilirler…

İnsanlar hata yaparlar.

İnsanlar affederler.

İnsanlar terk ederler.

Terk edince geri dönülmez diye bir kural mı vardır…?

Sırf böyle öğretildi diye, bunu gördük diye böyle mi yapacağız…? O zaman hata yaptığımızı anladığımızda ve geri dönmek istediğimizde hiç bir şey iyi olmayacak hatta bunu yapamayacak ve acı mı çekeceğiz azizim?

Küsmek, barışmak, ayrılıp-barışmakla aynı şey midir? Farklı tarafları var.

İnsanlar;

bir küs bir barış olmak anlaşamamak anlamına gelir diyorlar…

Ayrılıp, barışılan bir ilişkiden hayır gelmez diyorlar…

Eğer o insandan bir kez şüphe ettiysek o ilişki yürümezmiş…

Ruhumuzun yarısı karşımıza çıktığında, ayrılığın lafını ağzımıza almaz mışız…

Konuşmadan anlaşır mışız…

Birbirimizin üzerine titrer mişiz…

Yan yana huzur dolar mışız…

Sürekli ayrılıp barışmak, anlaşmazlığın göstergesiymiş…

mış, miş, muş, müş…

” iki gönül yanyana mutluysa, hiç bir söz, hiç bir şey kesin kez doğru olamaz! iki gönül kendi geleceğini belirler.”

” insan ayrılıklardan, anlaşmazlıklardan, çatışmalardan, hatalardan ders çıkarır ve hataları düzeltebilirse, ilişki zedelenmez, aksine daha çok güçlenir. “

” başkalarının sözleriyle hareket eden insanlar bu hayatta umduklarını hiçbir zaman bulamazlar, en büyük başarıları başkalarının umduğuna sahip olmaları olacaktır”

” klişeleşmiş inançlar, sözler, çokça yaşanmış şeyleri yansıtsa bile herkesin ilişkisi hakkında doğru olacaklarına dair bir kaide olamaz”

hatta az önce yukarıda yazdıklarımda doğru olmayabilir…

basitçe, hiç bir şeyden emin olamayız…

işte bu yüzden, ben hatamı anlamış bulunuyorum aziz dostlar.

Hatalıyım çünkü incindiğim, üzüldüğüm her olayda çekip gitmeyi yeğliyorum…

Çünkü yıllarca yalnızlığına alışmış bir küçük istiridye gibi başına buyruk dolanıp durmuşum hayat okyanusunda…

Evet bu tutum beni çoğu kez bir çok kötülükten, kullanılmaktan, aksi şeytanlardan ve daha birçok şeyden korumuş.

İyi de yapmışım yani.

Oysa ilişkimize baktığımda, bu davranışım bizim için yapıcı olmaktan çok yıkıcı oluyormuş…

Yalnız ve yoksun hissetmişiz kendimizi,

Üzülmüşüz,

örselenmişiz,

sevilmediğimizi hissettirmiş bu ayrılıklar…

her iki tarafta yıpranmış.

Ve sonuç olarak birlikte geçireceğimiz mutlu zamanları çalmışız hep, hayat takvimimizden yapraklar birer birer yırtılıp, rüzgarla uçarken.

Beklentilerimde karşı tarafın benim en yanlış düşüncelerimi, olgunluk içerisinde düzeltip, benim yanlış yolumu doğru yöne çevirmesi vardı aslında bütün bu gidişlerde…

Olmadı, bunu göremedim… Sonra DINK!!!!

Aaa! ne göreyim, bunu görmenin tek yolu bu değilmiş… Bırak, karşılıksız güven ki sevdiceğine, O bu beklentiyi sana hayat yolunda yanında duruşuyla göstersin…

Zaten bu hayatta kesin olan tek şey aldığımız nefes… Yarına alabilecek miyiz? Bilemiyoruz, emin olamıyoruz… Bilmediğimiz şeyden korkmak ancak ve ancak bizim için engeldir… Tutuklu kalırız kuruntularımızda… Cesaret etmeden, denemeden bilemeyiz..

İşte bu yüzden, Sevdiğim insanı, gittiğim her ortamda (Çünkü bütün dünya benim arkadaşım!) aramızdaki anlaşmazlığı dile getirerek herkese şikayet edişimden utanıyorum.

İnsan sevdiceği onu kırmış olsa bile ona toz kondurmamak için susar, “aramız limoni” ya da “kavgalıyız”  der kestirir atar… Sorunu iki gönül kendi arasında halleder. Daha doğru değil mi…?

Bencede…

İşte Odila; hayatı boyunca yapayalnız dolaşan bir küçük yunus. Bu yunus birlikteliklerden, yakınlaşmalardan ve insanlardan her daim belirli bir mesafede durmuş, onları sevmiş ama yaklaşmadan uzaktan sevmiş… Tehlikeyi hissettiğinde çekmiş gitmiş…

Çünkü Odila biliyor!

Dünya akvaryumu dediğimiz fanusun içi zararlılar gibi zararsız dostlarla da dolu, herkes dost ama iyi veya kötü, kime göre? niyetilerine… İşte Odila bu yüzden çekip gitmeyi hep iyi bildi, kötülükten uzaklaşıp, iyiliğin derinliklerine daldı… Deniz analarıyla oynadı, köpek balıklarıyla savaştı, balinalarla şakalaştı ve sürdü gitti hayatı… Yalnız ama güvenli.

Şimdi Odila yalnız değil artık…

Yalnızmış gibi davranmayacak artık… Alışması zor oldu…

Alıştı…

Vazgeçemiyor…

Çok seviyor……..

Artık yalnız değil.

Yalnız da bırakmayacak.

Odila’nın sözüdür!

Psikologlar Justin Kruger ve David Dunning’in tarihe geçmelerine vesile olan teorileri özetle, “cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır” der.

Metin çözme, araç kullanma, tenis oynama gibi çeşitli alanlarda yapılan araştırmaların  sonucunda şu bulgulara ulaşılmıştır:

-Niteliksiz insanlar ne ölçüde niteliksiz olduklarını fark edemezler.

-Niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedir.

-Niteliksiz insanlar, gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp anlamaktan da acizdirler.

-Eğer nitelikleri, belli bir eğitimle artırılırsa, aynı niteliksiz insanlar,niteliksizliklerini n farkına varmaya başlarlar..

Değerlendirme zaafı:

İki uzman daha sonra, bu teorilerini test etme fırsatı da buldular.

Cornell Üniversitesi’ nden 45 öğrenciye bir test yaptılar, çeşitli sorular sordular.

Ardından öğrencilerden “testin sonucunda ne kadar başarılı olacaklarını tahmin etmelerini” istediler.

En başarısızların (yani sadece yüzde 10 ve daha az doğru cevap verenlerin), testin yüzde 60′ına doğru cevap verdiklerine, ayrıca iyi günlerinde olsalar yüzde 70′e ulaşabileceklerine inandıkları ortaya çıktı.

En iyilerin (yani en az yüzde 90 doğru sonuç alanların) en alçakgönüllü denekler olduğu (soruların yüzde 70′ine doğru cevap verdiklerini düşündükleri) görüldü. (Not: Dunning ve Kruger bu çalışmalarıyla 2000 yılında  Ig Nobel * de kazandılar.)

Çalışan, kendi kapasitesini değerlendirmekten ve eksikliğini teşhis etmekten acizdir. Ama asıl vahim olan, bu “yetersizlik + haddini bilmeme” kokteylinin, mesleki açıdan, karşı koyulmaz bir itici güç oluşturması.

Kariyer açısından bir eksiyken, artıya dönüşmesi.

İşinde çok iyi olduğuna yürekten inanan “yetersiz”, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve haddi olmayan görevlere talip olmaktan en küçük bir rahatsızlık duymayacaktır. Aksine bunu bir “hak”olarak görecektir.

Bu arada, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlar ise çalışma hayatında “fazla alçakgönüllü” davranarak kendilerine haksızlık edecekler, öne çıkmayacaklar, yüksek görevlere kendiliklerinden talip olmayacaklar, kıymetlerinin bilinmesini bekleyecekler (ve bilinmeyince için için kırılacaklar ve kendilerini daha da geriye çekecekler) ve muhtemelen üstleri tarafından “ihtiras eksikliği” ile suçlanacaklardı r.

Sonuçta, “kifayetsiz muhterisler” her zaman ve her yerde daha hızlı yükselecekler ve daha yukarılara çıkacaklardır.

Etrafınıza bir bakın, uzmanlara hak verecek misiniz ?

*Dr..Serra Menekay Oncel*

How fat loss, muscle building, and health are affected by alcohol consumption
by Mike Geary, Certified Personal Trainer, Certified Nutrition Specialist


This topic seems to be a common struggle I hear from a lot of people… They want to get lean, but they don’t want to give up drinking alcohol.
Now, I’m not talking about alcoholic type of drinking (that is obviously a problem)… we’re just talking moderate social drinking here.
First, although some people may willingly choose to give up alcohol entirely, I still think most of us can drink in moderation, and still stay perfectly healthy and lean.  But there are a few tricks that can help you to not pack on the pounds… and I’ll mention those in a little bit.
As for myself, it comes down to choosing what I’m going to be strict about to maintain my fitness lifestyle and what I’m not going to be strict about.
For example, I’m pretty strict about never eating anything deep fried or made with trans fats, never eating white bread, and never drinking sodas or sweetened soft drinks of any kind… but I’ll admit that one thing I’ve chosen to not be strict about is drinking alcohol.
I’m in my 30’s now and I certainly don’t drink as frequently as I did back in my crazy college days, but I’ll certainly enjoy some cold ones when hanging out with friends, going to a bbq or dinner party, or during a night out at the bars and nightclubs.
It’s all about balance in your life, and not every aspect has to be perfect in order for you to still get the body and health that you want. You’ll drive yourself crazy if you’re trying to be perfect.
Of course, if you have no problem abstaining from alcohol, then that will certainly be the best thing for your health and your body.
However, for the rest of us, that actually do like to partake in some social drinking, here are a few tips that have helped me to stay single-digit bodyfat lean, while still drinking alcohol occasionally.
1. Obviously alcohol gives you extra empty calories on the days that you choose to drink. Alcohol has 7 calories per gram, compared to 4 calories per gram for carbs and protein, and 9 calories per gram for fats.
On nights that I know are going to involve some drinking, it helps to make sure that dinner is based only around protein and vegetables. You’re going to take in a lot of empty calories with the alcohol, so eating a good portion of appetite-satisfying protein along with nutrient-rich vegetables can help to control your appetite and give your body the nutrients it needs.
Plus, most importantly, there’s just no room for loads of carbohydrate-rich foods if you’re also going to be consuming alcohol. Carbs + alcohol is a perfect recipe for growing a beer belly! Try to keep that evening meal a fairly low-carb meal to save yourself from extra empty calories.
2. If you want to save your body from adding layers of ugly fat, by all means stay away from syrupy, fruity drinks that are loaded with sugar… this is a double whammy for your gut as you’re not only getting all of the empty alcohol calories, but also loads of empty sugar calories. Big fruity drinks such as a margarita can sometimes have as much as 500-600 calories per serving!
Instead, your best bet is to stick with a clear alcohol mixed with club soda and a squeeze of lime or lemon. Vodka with club soda and extra lemon/lime squeeze is my drink of choice at the bars and nightclubs.
Stay away from tonic water mixers! Some people don’t realize this, but tonic water is loaded with almost as much sugar as regular soda pop… on the other hand, club soda has no calories at all. It’s clearly the lowest calorie way to drink.
3. If you’re going to drink beer, you’re better off choosing just 1 or 2 dark beers rather than 5 or 6 light beers.  Sure, dark beers have more calories than light beers, but dark beers also have more B vitamins and antioxidants than light beers, so you actually get more nutrition from the dark beer.  As long as you keep it to just 1 or 2 dark beers, you may still stay within 150-400 calories.
4. Try to get in a high intensity full body workout before your night out of drinking. At least you’ve revved up your metabolism and have your body processing calories a little faster.
Also, trying to get in some sort of exercise the morning after your night out can also help to get your body back to a good state of health. This may not be your best workouts in terms of energy, but it can help to just get your body moving and break a sweat.
5. Avoid the late-night munchies after a night of drinking! This is where most people do the biggest damage to their waistlines.
Instead, make sure to have some lean protein and vegetables quickly available at home (perhaps some pre-cooked chicken breasts, grass-fed steaks, or even tuna fish and some veggie sticks) so that you can satisfy your late night post-party appetite with lean protein instead of carbohydrates.
The worst thing for your body is loading up on pizza, ice cream, and other carb-rich junk after a night out of drinking.
6. If you drink multiple drinks socially, try to keep drinking alcohol to only 1-2 days/week maximum if you want to stay lean. On the other hand, if you never drink more than 1-2 drinks per day, I think having 1-2 drinks daily with a meal can still be part of a healthy lifestyle. As long as those calories are accounted for and you still stay within your daily caloric maintenance.
7. Wine is one of the healthier drink choices… if you must have a drink, you might as well choose wine so you at least get a good dose of antioxidants as well. Red wine is known for it’s antioxidant content, however even white wines contain antioxidants as well.
And finally, like I mentioned before, drinking alcohol just adds one more thing to your list that you have to work against in getting the body you want.
Abstaining may always be the best choice, BUT we also need to be realistic and know that social drinking is not something that most people are willing to give up entirely.
For that reason, this list of tips to help manage social drinking in a healthier way can really help you to stay leaner and healthier and still balance a little bit of social drinking into your life.
**Feel free to copy/paste this link and email this article onto your friends and family that may be interested in finding a way to stay leaner and still enjoy a few drinks.

Kral ve Eşleri

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten kralın 4 eşi varmış.

Kral en çok dördüncü eşini severmiş, bir dediğini iki etmez, her şeyin en güzelini en iyisini ona verirmiş.

Kral üçüncü eşini de çok severmiş.

Bu güzelliğin bir gün kendisini terk edebileceğinden korktuğu için, onu çok kıskanır, üzerine titrermiş.

İkinci eşini de severmiş kral. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eşi, kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiş.

Kraliçe olan birinci eşiymiş kralın. Onu en çok seven, karşılık beklemeden seven, sağlığına ve hükümranlığına en büyük katkıyı sağlayan bu eşi olmasına rağmen, kral birinci eşini sevmezmiş ve onunla hiç ilgilenmezmiş.

Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceğini anladığı ve öldükten sonra yapayanlız kalmaktan çok korktuğu için, eşlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisi ile paylaşmak isteyebileceğini öğrenmek istemiş.


En çok sevdiği dördüncü eşine ölüm yolculuğunda kendine eşlik etmek ister mi diye sorduğunda aldığı yanıt kalbine bıçak gibi saplanan kısa ve net “mümkün değil olmuş…

Hayatım boyunca seni sevdim. Sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin sorusuna üçüncü eşi de “hayır, hayat çok güzel. Sen ölünce ben yeniden evleneceğim” diye yanıt vermiş. Kral bir kez daha yıkılmış

Her sorunumda her zaman yanımda olan bana yardım eden sendin, bu sorunumda da bana yardımcı olur musun talebine karşı ikinci eşinden; “bu sorunun için hiç bir şey yapamam, olsa olsa sana mezarına kadar eşlik eder, güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım” karşılığını almış.

Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesi ile irkilmiş. “nereye gidersen git seninle olurum, seni takip ederim…”

Ah diye inlemiş kral; “keşke bir şansım daha olsaydı…”

Yaşamda hepimiz 4 eşliyiz aslında…

Dördüncü eşimiz vücudumuz.

Onun güzel görünmesi için ne kadar zaman, kaynak ve çaba harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir.

Üçüncü eşimiz sahip olduğumuz servetimiz ve statümüzdür.

Ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.

İkinci eş, ailemiz ve dostlarımızdır.

Tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey bu dünyadan gözleri yaşlı bizi uğurlamak olacaktır.

Birinci Eş ise ruhumuzdur,

nereye gidersek gidelim, bizimle gelir…

UNUTMAYALIM!!!

Yediklerimiz değil, hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.

Kazandıklarımız değil, biriktirdiklerimiz bizi zengin yapar.

Okuduklarımız değil, hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.

Başkalarına verdiğimiz öğütler değil, bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar…

Sayın Daruma’ya teşekkür ederiz :)

Eski Gönderiler »