Bunlar bi değişik yaratıklar,
Ne zaman ne yapacaklarını kestirmek güç…
Bazen bişeyi anlatmadan anlıyıveriyolar… bazense, 50 farklı açıdan anlatsanız yine de anlayamıyorlar…
Algıları bi değişik!
Bi kadını mutlu etmek de öyle sanıldığı gibi kolay değil, tıpkı bir erkeği mutlu etmenin kolay olmadığı gibi…
Dürüstlük, Sevgi, ilgi, alaka, genelde beklediği şeylerin başında geliyor her iki tarafında…
Kadınlar bunları gösterdiğiniz zaman bunalabiliyorlar… Göstermediğinizde ise kızıyorlar, küsüyorlar hatta gözünüzü oyabilirler! Kadın bunlar. Ne yapacağını şaşırıyor haliyle erkek kişiler…
Erkekler ise şımarabiliyor, nasılsa elinde diye bunayabiliyor bulduğunu ve ardından kaos…
Kadınlar.
Çocuklarımızın annesi, 
annelerimiz,
kız kardeşlerimiz,
ninelerimiz,
karılarımız,
kızlarımız,
halalarımız,
teyzelerimiz,
vs…
etrafımız bunlarla çevrili…
Garip genetik kodları ve beyin yapıları ile bizden ayrılıyorlar.
Düşünme stilleri de bizimkisinden çok ama çok farklı.
Misal verelim:
Olay= Kedi ağaca çıktı, kuş yuvasındaki yavru kuşu buldu ve yedi.
Kadın Bakış Açısı: Ekrem, nasıl izin verirsin böyle bir olaya, o küçücük kuşu yemesine nasıl göz yumarsın, bişeyler yapabilirdin… Elinden birçok şey gelirdi …dır…dır..dır…dır…dır …dır…dır…dır..dır… dır…dır…dır… dır…dır..dır …dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dırdır…dır..dır…dır…dır…dır
Erkek Bakış Açısı: Aa, kedi kuşu yemiş!
Az önce verilen örnek olayda aslında doğanın kanunu tekerrür ediyor aziz okur. Burada bir kedicik, bir dişi kuşun iyice hesap etmeden kurduğu ve ulaşılması kolay olan yuvasına ulaşarak, karnını doyuruyor… Ve doğanın işleyiş döngüsü yane doğal ayıklanma süreci tam tıkırında işliyor…
Erkek bu durumu belki bu kadar teorik bir şekilde bile düşünmeden sadece kabul ediyor. Ancak kadın, büyük ihtimalle analık duygularını öne çıkararak, bu doğal ayıklanma sürecini yanında güç sembolü (veya robot) olarak gördüğü eşine mal ederek birilerini, bir şeyleri suçluyor ve yakınıyor. Kendisini dişi kuşla özdeşleştiriyor. Dahası yavru kuşun anası gibi hissediyor ve davranıyor. Bu iyi bişi aslında… Tadını kaçırmadıkları sürece…
İşte kadınların birçok olaya bakış açısı anaç bir sevgiyi içerisinde barındırıyor. Böyle olunca, Örneğin Ayşe sınıf arkadaşı Ahmet’in yaklaşan sınav için ders çalışma teklifini ” Hımm, Ahmet’in bana bu konuda ihtiyacı var, onun başarılı olması için bu teklifi kabul etmeliyim” diyerek, gayet saf ve yardımsever duygularla kabul edecek ancak, Ahmet’in bu sorusunun arkasında yatan gizli niyetlerini göremeyecektir… Ve Ahmet, ” Tamamdır kız bana tav, yoksa ne ders çalıştırmaya uğraşacak” diyerek ilk fırsatta Ayşe’ye atlamak için ikinci bir işareti bekleyecek yahut hiç bir işaret beklemeden direk olarak atlayacaktır… ancak şu da bir gerçektir ki, erkek ırkı, bu tip konularda antremanlı olduğundan ve zamansız atlamarla kurbanı tamamen kaybedeceklerini bildiklerinden ötürü, kurbanı tamamıyla kaybetmemek amacıyla kurbanın uygun duygu karmaşalarından veya durumlarından yararlanmak üzere arkadaş modunda standby’da tutuyorlar ilişkileri ve kurban uygun duruma geldiği zaman operasyon başlıyor… ( kurbanın yüksek alkol durumları, erkek arkadaşından ayrılmış ve üzgün duygu halleri, erkek arkadaşını kıskandığı ve kavga ettikleri zamanlar, yalnızlık canına tak ettiği zamanlar, romantik veya erotik bir filmin gazına geldiği zamanlar, vs… biçilmiş kaftan oluyor)
Kadınlar.
Bu saf hallerine, düşüncelerine de çok inanamamak lazım. “Aptal” kılığında, tamamen iyi niyet ile savuşturdukları erkekleri ellerinde tutmayı çok seviyorlar aslında çok iyi biliyorlar bu niyetleri, onlar antremanlı. ” Ama biz arkadaşız, sen benim için cinsiyetsizsin Ali, ıyyy! Ali’mi?…vs” gibi sözlere her zaman aldanmamak gerek… Bu sadece idarecilik durumu.
Tecrübe 1 : ” Bir kadın, bir konuda ne kadar aptala yatıyorsa, o konuda bir iş olması çok yüksek bir ihtimaldir ve İntikam uğruna yapabileceklerinin sınırı yok…!“
Tecrübe 2: ” Bir kadın elindeki silahın değerini henüz küçüklüğünde öğrenir, bu karşı konulması güç silahı kullanmaya daha erken yaşlarda başlayacak ve deneyimlerini gençliğinde doruğa ulaştırmış olacaktır! Ve Sen! Erkek… Bir kadınla asla sidik yarıştıramayacaksın…”
İşte kadınların bu “güçlü” silahları aynı zamanda onların en büyük “açıklarıdır” aziz okur. Neden mi? Açıklayalım.
Şimdi bir kadın daima şuna inanır ” Erkekler kendilerini avcı sanırlar ama aslında onları avlayan bizizdir” evet. Doğru!
Ve kadınlar bilirki istedikleri bir çok erkeği elde etmeleri tereyağından kıl çekmek kadar kolaydır. bu da doğru!
Ancak bu karşı konulmaz silahları ancak ve ancak bir süreliğine onları galip kılacaktır.
İşte bir çok kadın bunun farkına varana kadar, iş işten geçmiş oluyor aziz dostlar.
Çünkü bir kadının silahını diğer bir kadın anında kırıp atıveriyor… Böylece kadınlar kendi silahlarıyla yine ve her daim birbirlerini yok ediyorlar…
Tecrübe 3 : ” Bir kadının en büyük düşmanı başka bir kadındır!” Kesinlikle.
Evet biz erkekler istediğimiz zaman bir kadına kolaylıkla sahip olamıyoruz, bunu yapabilmemiz için o kadının “kriterleri” ne uyuyor olmamız yani o kadın için “çekici” ya da ” uygun av” olmamız gerekmekte… Ancak bir kadının ne istediğini bilen akıllı bir erkek, bir iki sohbet ve bir kaç yalan kişilik modelini onun üzerinde uygulayarak uygun bir av kılığına girmeyi başaracaktır… bundan hiç kuşkunuz olmasın aziz canlar! (Ovvv! bir sırrımızı kaptırdım galiba :)
Dolayısıyla, bir erkeği avlayan bir kadın, ona sahip olduğunu düşünürken, kadınların birbirlerinin sahip oldukları erkeklere olan özel ilgisini göz ardı ediyor… Ve galibiyetleri, başka bir hemcinsleri o erkeğe kancayı takana kadar sürebiliyor ne yazık ki…(Çok üzücü)
Ve o karşı konulmaz silahlarına karşı yeniliyorlar yine yeni ve yeniden… Defalarca…
Hehehe…
Tabii kadınların hepsini az önce yukarıda anlatılanlara göre genellemek kesinlikle yanlış olacaktır. Çünkü bütün kadınlar aynı değildir… Aklı selim insanlar, kadın olsun, erkek olsun fark etmez… Dejenere olmayı kabul etmezler…
İlişkilere skor gözüyle bakmaktan çok birliktelik gözüyle bakabilmeyi başarmışlardır. Böylesi insanları ne kadınların o meşhur silahı, nede cin erkeklerin masum yaklaşımları kandırabilir, oyuna gelmezler…
Çünkü birlikteliklerinin temel sebebi birbirlerine “sahip” olmak değil, birbirleriyle mutlu ve tatminkar ilişkileridir. Geleceğe birlikte bakarlar… Bütün istediklerine birlikte sahiptirler… Gözleri ve gönülleri doygunluğa ulaşmıştır.
Tecrübe 4 : ” Her insan başkaları tarafından beğenilmeyi arzular”
Evet hepimiz başkaları tarafından beğenilmeyi isteriz. Bu su götürmez bir gerçekliktir. İnsanlar takdir edilmeyi, beğenilmeyi sever… Bu bizi her beğenene kendimizi kaptıracağımız anlamına gelmez… Hoşumuza gitsede kibarca veya terbiyesiz bir şekilde ilgiyi bertaraf ederiz… Hak edene hak ettiği gibi… :)
Doyuma ulaşmamış insanlarda genellikle başkalarının mutluluğunu kıskanmak, ilişkilerini bozmak, yani bir “kara melek” olma isteği hüküm sürer… Cinsiyeti yoktur bu duygunun… Aç gözlü bir şekilde daldan dala sıçrayarak daima arayış ve beklenti içerisindedirler… Bir türlü tatmine ulaşamazlar… En saf duygularla oynar, en düzgün insanı bile yoldan çıkartıp kendilerine benzetebilirler, neden mi?
Çünkü insanların çoğu yaşadığı kötü tecrübeyi diğerlerine geçirmeyi farkında olmadan başarırlar… Kendisine yapılanı bir başkasına yaparak… Böylece tatmin olduğunu düşünür. Halbuki tek yaptığı, kötülüğü bir virüs gibi çevresine yaymaktır. Boşlukta dolanır dururlar, umutsuz bir şekilde…
Kadın.
En büyük beklentisi garantidir… Eğer kendisini bir erkeğe adayacaksa, bunun karşılığında bir garanti ister. O erkeğin sevgisi, ilgisi, gücü, aklı, fikri ve zikri olmayı bekler… Garantiyi görmeden asla kendisini adamaz. İnanmaz. Elindeki diğer fırsatları çöpe atamaz, bir koz gibi cebinde bekletir… “Seçicidir” Garanti aldığında ise yine kozlarını gözden ırak bir yerlerde tutar. “Ne olur, ne olmaz!” Şu adilerle dolu dünyada ne yapsın kadın…? Hangi dalı tutsa kırılıyor… Sağlam dal bulmak o kadar zor ki… (Çünkü çoğu kendi davranışlarını eleştirmez)
Tecrübe5: “Sevgi,Şefkat Kadınların icat ettiği ve erkeği bağımlısı yaptıkları, uğrunda şavaştıran, öldüren ve yaşatan -uyuşturucu/uyarıcı- duygulardır, bunu koyunlarındaki bebeklere de aşılarlar ve genetik bir ihtiyaç halini almıştır.”
Tecrübe6: ” Güç, Erdem, Yaratıcılık Erkeklerin bağımlısı oldukları bu duygulara sahip olabilmek için icat ettiği olgulardır, böylelikle kadına sahip çıkarlar…”
Tecrübe7: ” Sevgi ve şefkat dolu bir kadının yanında erkek; Güçlü ve akıllı bir erkeğin kolları arasında kadın; kendilerini güvende ve tatmin olmuş hissederler bu birliktelik uzun ömürlü olur…”
Ben bu davranışları, kadınların genetiğinden gelen bir güven ihtiyacı olarak görüyorum. Eski zamanları düşündüğüm zaman; ilk insanların döneminde; Bu kadın ırkının çektikleri hakkında az yada çok bir fikrim olduğuna inanıyorum. Gördüğüm şey ise, kas gücüne dayalı militar erkek toplumlarında kadınların, dünya hayatı hakkında hiçbir şey bilmeyen insanoğlunun cahil korkuları zamanında, dünya tehlikelerinden korunma ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların kendisinden fiziksel olarak daha üstün erkek ırkına dayalı olarak karşılanması durumu olduğunu düşünüyorum.
Örneğin; 
İlk zamanlarda mağarada avdan dönen erkeği sayesinde karnı doyan kadın, yorgun veya yaralı erkeğine karnını doyurmasından, getirdiği kürkler ile onu ısıtmasından ötürü gösterdiği yararlar sayesinde, “minnet” ile ona sevgi şefkat hissederek, bunu ona da göstermek yoluyla erkeğine aşıladığı duygusal alışkanlıklar sayesinde, Erkeği kendisine bağlayarak yaşamlarını idame ettirebilmeleri için erkeğin ihtiyaç duyduğu güveni ona pompalamış ve onun avdan sonra yine kendisine dönmesini sağlamak amacıyla “sevgi ve şefkati” onun yaralarını sarması, onu yüreklendirmesi, övmesinin bağlayıcı değerler olduğunu keşfetmiştir… Zorlu bir hayat kavgasından dönen erkekse, gösterdiği başarının değerlendirilmesini, sığındığı yuvasında huzur, güven, ilgi ve alaka bulmayı ve uzaktayken onun yolunu bekleyen birilerinin olduğunu bilmenin verdiği ekstra gücü “Sevgiyi” yaşamakta idi…
Bence insan oğlu sevgiyi ve işbirliğini birbirlerine muhtaçlıklarından öğrendiler… Ve artık hep bu olmazsa olmaz bir yaşam şartına dönüştü…
Günümüze döndüğümüzde, savaş meydanlarının yerini ekonomik ve bilgisel güce bıraktığını görüyoruz aziz dostlar, bu devirde ekonomik gücü kazanan kadının hakları da devlet modeli içerisindeki güvenlik organları ve yasalar ile korunduğundan ötürü kadınlar kendilerini güvende hissetmek ihtiyacından arındıklarını hissediyor olabilirler (Çoğu feminist düşüncenin dayanaklarından en önemlisi sanırım bu modern toplum bilinci)… Kadının kendine olan güveninin arttığı söyleniyor… Ancak gece yatağa yattıklarında, onları düşünüp ilgilenen ve güvenle sarılan bir bedene ihtiyaç duyar hala birçoğu adım gibi eminim…Yalanı mı? Aynı şekilde hisseden bir diğer tür ise Erkeklerdir… Yalan mı?
Evet aziz okur ne kadar öküz olursak olalım biz erkeklerinde, tıpkı kadınlar gibi, daha o ilk zamanlarda korku dolu hayat ormanında yaşadığımız günlerdeki bu duygularımızı tatmine ihtiyacımız var. Cidden yahu! Bizim sığ, kısa düşünen ve ayrıntılara takılmayan yapımızın mı engel olduğunu düşünüyorsunuz siz kadınlar? Öyle değil yahu… Bizde sizin gibi inceyiz, cidden! Tamam kumaşımız biraz kalın… Mizacımız sert… Dilimiz, anlatış tarzımız farklı ancak gerçekten bizlerinde aynı duyguları paylaşmaya ihtiyacımız var.
Şöyle düşün aziz dostum, her iki tarafta aynı şeylere ihtiyaç duyuyor ancak farklı şekil ve sözlerle dile getiriyor bu ortak isteklerini.
Günümüz modern toplumlarında kadının bu “özgür” hali, “ekonomik bağımsızlığına dayanıyor ve ekonomik yönden bağımsız kadının erkeğe ihtiyacı kalmıyor” klişesine gerçekten inanlar var ve bunların sayısı oldukça fazla… Bu gibi fikirleri koşulsuzca kabul edip, papağan gibi tekrarlayan ve her duyanın da inanıp papağanlığa devam ettiği gerçeği yanında…Günümüz modern toplumlarında ilişki olgusunun değiştiği ve hatta güzelleştiğine inanıyorum…
Artan nüfus ve modernleşmenin sunduğu yaşama şekli, hakları yasalar ve güvenlik organları tarafından korunan bireylere, ihtiyaç duyacakları her türlü fizyolojik gereksinimlerine kolayca ulaşabilmeleri açısından inanılmaz fırsatlar sunuyor… Öyle ki; İçinde yaşadığımız toplumlar… İş gücü ve Para sayesinde bir çok ihtiyaca karşılıklı olarak, cevap veriyor ve kadın ile erkeğin birbirine duydukları ihtiyaç şekli büyük bir evrim arifesinden geçiyor aziz canlar, bknz… Bireysel dünya’da artık her şey para ile sağlanabiliyor… bazen paranın yanına çıkar da ekleniyor…
Cinsellik ihtiyacı için, para karşılığı fuhuş mekanları, dejenere, sarhoş, umursamaz, boşlukta insanlarla dolu mekanlar, internet, pornografi ve daha birçok seçenek bulunuyor…
Sosyalleşme ihtiyacı için, sosyal ağlar, uğraşlar, kurslar, hobiler, vs…
Beslenmek için, her cebe uygun bir menü…
Güven için, yalnız, ıssız her şeyin para karşılığı edinilebildiği bir dünya’da yalnız bir yaşam yeğlenebiliyor,
Özgürlük için, aynı şekilde yalnız, ıssız her şeyin para karşılığı edinilebildiği bir dünya’da yalnız bir yaşam yeğlenebiliyor,
Kendini ispat ve takdir edilmek için, STK’lar, işkolizm, gönüllülük, sosyal yardımlaşma…
Sevgi için, evcil hayvan…
Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisine artık kadınlar da eşit ölçüde katılım sağlıyor kısaca…
Yalnızlık = Özgürlük olarak algılanıyor çoğu zaman… “Kimseye bağlı olmamak” modası esiyor şimdileri…
Özgür Kadın! ve Özgür Erkek! artık böyle mutlu olduğunu düşünüyor “özgür” insanlarla doldu özgür dünya…
Bunun yanında ilişkiler de bir insanlık klasiği olarak var olmaya devam ediyorlar ve az öncede bahsettiğim gibi kadın-erkek ilişkilerinde de yeni bir anlayış hüküm sürmeye başlıyor… Yenilik yeniliği doğuruyor aziz okur.
Özgürleşen insanların artık fizyolojik bağımlılıklarını para ve güçle elde edebilmeleri, ilişkilerin yapısını doğrudan değiştiriyor.
İlişki: İki ana kol ile birbirinden ayrılıyor
1: Ekonomik/Politik İşbirliği: Bu gruba maddi değerlere önem veren kişiler giriyor. Ekonomik güçlerini artırarak, üreme içgüdülerini ekonomik yönden güçlü bireyler yetiştirerek, daha güçlü genetik devam sağlamak, güç ve yüksek sınıfa nail olarak “ortak” “takdir edilme” mertebesine ulaşmayı hedefleyen mantıklı ilişkiler.
2: Gönül Birlikteliği : Maddi yönle ilgilenmeksizin, hayatta en önemli şeyin, anlaşabileceği, konuşmaktan, başarmaktan, hayatı birlikte göğüslemekten zevk aldığı, güvenilir bir insanla, acısıyla tatlısıyla, zenginlikte, fakirlikte, her olumlu ve olumsuz şarta karşı birlikte durabilen, gönül birliği oluşturmuş, “birlikte özgürlüğe inanan” erdemli insanların yaşadığı sevgi ilişkisi.
1. başlık altındaki insanlarda çıkarın ön planda olması, ilişkinin ileri safhalarında çıkara dayalı değişimler yaşanabiliyor, sevgi ve sadakat yoksunluğu, kıskançlık duygusunun önüne geçiyor ve bu çiftler cinsel maceralara karşı duyarsız ve geniş birer vizyona sahip olabiliyorlar, sahip oldukları çocukların paraya tapıyor olarak büyümesi yüksek ihtimal taşıyor…
2. başlıkta ele aldığımız sevgi birlikteliğinde çiftlerin hayata bakış açıları koşulsuz güven ve sadakati doğuruyor ancak bu gibi ilişkilerin bulunması samanlıkta iğne bulmakla aynı, az ve nadide yaşanıyor bu ilişkiler… Genelde bir hayal… Sahip olunduğu zaman ise bu çiftlerin çocukları inanılmaz güzellikte, sıcak bir dünyada büyüyor…
Kadın olsun, erkek olsun… Erdem sahibi insanlar, ilişkilerine öncelikle gönül birliği olarak bakıyorlar, sınıf ayrımı yapmaksızın, maddiyat bir kenara itilerek, ruhsal birliktelik ön plana çıkıyor, ruhani tatminleri hayatlarının her yönüne yansıyor, fikirleri, zikirleri birbirlerine uyuyor sanırsam… Bilmiyorum doğru mu yazıyorum… tek bildiğim, Kadının da Erkeğin de iyisi ve kötüsünün mevcut olduğu, kime göre diye soracak olursak, niyete göre diye cevaplarım aziz dostum.
Tecrübe 8: “İnsanların hepsi iyidir, niyetlerine göre kimize kötü, kimimize iyi…”
Bu iki konu başlığı ise daha birçok alt gruba ayrılıyor… Ne yazık ki dünyamız bir ilişkiler mezarlığı aziz okur…
Birçok ilişki, güzel ve süslü hayallerle, istek ve arzularla başlıyor ancak zaman içerisinde insanlar değişiyor, ilişkilerde…
Her insan iyidir… Ancak her iyi’nin sonu mutlu bitmiyor ne yazık ki…
Öncelikle dünyamız dertlerle dolu ve piyango bir oradan bir buradan vuruyor hepimize, ikinci olarak insanların çoğu doyumsuz ve ellerindekinin değerini bilmiyorlar, üçüncü olarak kötülüğe uğrayanlar ne yazık ki başkalarına kötülük yaparak rahatlamayı seçiyorlar genelde ve kötülük kol geziyor… Her taraftan saldırı altında ilişkiler ve etiksel evrim…
Ancak gerçek şu ki, insan zekası kadar hızlı gelişmeyen etiksel evrim, yavaş ama kalıcı bir şekilde gelişiyor…
Bir gerçekte şu ki aziz dostum; bu saçma makale, benim küçücük dünyamın penceresinden baktığımda gördüğüm doğruluğu ispat edilmemiş saçma sapan tezlerden oluşan saçma sapan bir yazıdan ibaret.
Şayet aziz dostum bu yazıyı buraya kadar okuduysan seninde benim gibi kadın-erkek ilişkileri konusunda bir fikrin yok ve aklın karışmış demektir.
Hayatta emin olduğumuz tek bir şey varsa, o da çok az şey bildiğimiz.
Ve benim saçmaladığım uzunca bir yazı yazdığım ve bu yazılarımın ardı arkasının kesilmeyeceği :)
Sevgiyle ve Aziz kalın canlar…